(TÜRÇEP) TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU'NUN ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇ YOL HARİTASI-TESPİT VE GEREKÇELERİMİZ.
Geride bıraktığımız yıllar, Doğa ile insan ilişkileri ve çevre sorunları açısından son derece sıkıntılı, insan ve tüm diğer canlı yaşamı için ağır bedeller ödenen ve gelecek yaşam için umut vermeyen riskli bir dönem olarak tarihte yerini aldı.
Geride bıraktığımız yıllar, Doğa ile insan ilişkileri ve çevre sorunları açısından son derece sıkıntılı, insan ve tüm diğer canlı yaşamı için ağır bedeller ödenen ve gelecek yaşam için umut vermeyen riskli bir dönem olarak tarihte yerini aldı. Türkiye adım adım yeni bir seçim dönemine giriyor. Bu dönem gereklerinin yapılamaması durumunda geri döndürülmesi mümkün olmayan sonuçlar yaratacak ve tekrarlanması olanaksız bir süreç olarak, insanlık adına kayıp yıllar olacaktır.
Önümüzdeki süreç, doğal varlıkların, değerlerin korunması, geliştirilerek geleceğe taşınması ve doğa ile barışık bir yaşamın inşası için yapılması gerekenlerin en başa alınacağı bir toplumsal sürece dönüştürülmelidir. Ülkemizde, TÜRÇEP ve bileşenlerinin kurumsal olarak adeta öncülük ederek önemli bir misyonun gereklerini başarı ile yerine getirdiği “Yenilenebilir enerji kaynakları ve %100 yenilenebilir enerji ve enerjinin etkin kullanımı hedefi” ne yönelik son 15 yılda hem ülkemizde hem de evrensel düzeyde alınan yol, tüm eksiklik ve yanlışlıklara karşın ders alınması gereken düzeyde önemlidir ve kıymetlidir. Buna karşın, tüm tartışmalar, bilimsel uyarılar ve toplumsal karşı çıkışlara karşın ülkemizdeki, gerek doğal değer ve varlıkların yağma ve talan edilerek yok edilmesi, gerekse insanlar arasındaki çatışma odaklı gelişip derinleşen siyasal ve sosyal yaşamda yaratılan ayrıştırma ve değersizleştirme, başkalaştırma süreci yeni boyutlar oluşturarak devam ediyor. Öyle ki bu süreç toplumsal yaşamımızın bütünlüğünü tehdit eden bir düzeye tırmanmış olup sınır tanımaz biçimde sürdürülmektedir. Geride bıraktığımız süreçte etkili mücadelelerle kazanılan birçok hak, bir çırpıda yok sayılmakta, yok edilmektedir. Tüm bileşenleri ile TÜRÇEP ve tüm diğer çevre duyarlılarının, ekoloji mücadelesi yürüten kişi kurum ve kuruluşların uyarılarına ve yaşananlara karşın doğal değerlerimiz, ormanlarımız, sularımız, zirai açıdan verimli tarım alanlarımız kısa dönem kar ve kazanç adına tüketilmeye yok edilmeye devam ediliyor. Bu yağma ve talan, durmak ve doymak bilmeyen bir hırsla kimi sermaye gruplarının işlerini kolaylaştıracak biçimde, yürürlükte olan hukuk sistemi ve mevcut yasalar bile adeta yok sayılarak, hukuksal mücadele süreci neredeyse olanaksız hale dönüştürülerek sürüyor.
Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenen siyasal irade bu yok ediliş sürecinin önünü açıyor yağma ve talanı kolaylaştırıyor. Maden ihaleleri, bilimsel tüm uyarılara, iklim değişikliğinin ağır sonuçlarının reel olarak yaşanıyor olmasına, toplumsal karşı çıkışlara karşın her geçen gün artarak sürüyor. Bu sürecin bu hızla ve bu rotada devam etmesi durumunda evrendeki tüm canlılarla birlikte İnsan yaşamının da geri dönülmez bir yok olma sürecine doğru hızla sürüklenmekte olduğu açıkça görülmektedir.
İkinci yılında, her geçen gün riskleri artan ve sonuçları ağırlaşan biçimde devam eden covit-19 pandemi yaşanmışlığına karşın, maalesef gerekli dersler çıkartılmıyor, bilimin yol göstericiliğinde evrendeki kimi olumlu çabalar örnek alınmıyor, tersine ülkemiz giderek ağırlaşan tüm diğer sorunlarla birlikte sonuçları bugünden çok daha ağır bedeller ödenmesine neden olacak bir karanlığa doğru yuvarlanıyor.
TÜRÇEP Yönetim Grubu, tüm bileşenleri ile birlikte, doğa ve insan ilişkileri ve çevre sorunlarına odaklı çalışmaları ve bu süreçteki tüm birikim ve deneyimleri ve çevre duyarlıları ile kurulan, yerel ve Ulasal düzeyde geliştirilen ilişkileri ile bu sürecin mutlaka durdurulması ve olumluluk temelinde değiştirilmesi için etkin sonuç alıcı bir çalışma yürütmeyi bir görev ve sorumluluk olarak tanımlıyor, varlık nedeni olarak belirliyor ve tüm görevli ve sorumluları bir kez daha uyarıyor.
Ve Diyoruz ki; -Sahip olduğumuz değerleri doğru kullanarak, siyasal ve sosyal olarak doğru tercihler yaparak karşı karşıya olunan ekonomik, sosyal, toplumsal sorunları aşmak olanaklıdır. -Ancak doğal değerlerimizi, varlıklarımızı tükettiğimizde, kaybedilenleri geri getirmek ve evrendeki canlı yaşamı sürdürülebilir kılmak olanaksız hale gelecektir.
Çünkü Onlar binlerce, milyonlarca yıllık süreçlerde oluşan ve canlı yaşamı açısından olmazsa olmaz varlıklardır, değerlerdir.
-Bu topraklarda tam da şimdi bu zamanda, bir bütün olarak yaşamın sürdürülebilirliği temelinde bir süreci uygulanabilir kılmak üzere yola çıkılması temel bir ihtiyaçtır. Ertelenemez bir zorunluluktur.
-Çevresel yağma ve talan, tekrarlanamaz kılınacak tedbirler alınarak derhal durdurulmalıdır. -insanın insanla ilişkisini çatışma değil dayanışmaya ve paylaşıma odaklayacak, savaşların değil barışın, tüketimin değil üretimin, sömürünün değil adil paylaşımın egemen olacağı biçim ve nitelikte bir toplumsal yaşam düzeninin inşasına odaklanılmalıdır.
Siyasal ya da sosyal, etnik ya da inanç, cinsel ya da mesleki olarak vb. aynıların buluştuğu bir topluluk ya da topluluklarla sınırlı organizasyonlarla böylesi bir sürecin gereklerinin yerine getirilemeyeceği çok açıktır. Çünkü ülkemizde bugün itibarı ile aynıların buluştuğu topluluklar arasında birbirleriyle giderek derinleşen farklılıklar ve çatışmalar toplumsal yaşamımızı sarsacak düzeye doğru tırmanmaktadır. Özellikle siyasal alanda ki aynıların diğerleriyle(diğer aynılarla) arasındaki çatışma son derece ileri düzeyde körüklenmiş ve neredeyse toplumun çok geniş çevrelerini saran bir hastalığa dönüşmüştür. Öyle ki bir üst ölçekte aynı gibi görünen topluluklar daha küçük ve daha alt düzeyde birbirleriyle derin bir çatışma içerisindedirler.
Oysa, Anadolu coğrafyası binlerce yıllık tarihinde farklıların bir arada yaşamını kolaylaştıran, dayanışma nitelikli çok güçlü toplumsal değerleri geliştirmiş ve bugünlere taşımıştır. Cumhuriyet Türkiyesi gibi yakın tarihimizde ise böylesi bir yaşamın ciddi örneklerini oluşturan birikim ve deneyimlere sahiptir.
Günümüz Türkiyesinde, doğa ile barışık bir yaşamın ve ekoloji mücadelesinin gönüllüleri tüm bu çatışmalara karşın insanlığın çok daha uzun vadeli sürdürülebilir bir yaşamı gibi son derece onurlu bir düzlemde buluşmuşlardır.
Sahip olduğumuz bu birikim ve deneyimler ile, geleneksel değerlerimizle, ülkemiz insanının geleceğini çok daha mutlu ve güvenli bir ortama taşımanın yanı sıra bir kez daha tüm insanlığın önünü açabilecek örnek adımlar atılabilir.
TÜRÇEP bu tür çatışmalardan çok uzakta, bir şey olmak yerine bir şeyler yapmaya çalışanların buluştuğu çözüm odaklı üretim, dayanışma ve gönüllülük temelinde hoşgörü ve ikna ya dayalı, hiçbir zaman oylama ya da dayatma ile alınan kararlar temelinde bir çalışmanın yürütülmediği bir buluşma alanıdır. Bu temelde öncelikle bu düzeyde benzeştikleri ile buluşarak hızla gücünü ve etkisini arttırma ve çok farklı alanlarda buluşmuş aynı hedefe yürüyen farklıları, bu insani değer ve gereksinim temelinde bir araya getirme konusunda başarılı olma şansı diğer kesimlere(bundan ekoloji mücadelesi veren ve bugün itibariyle sürekli bir program kapsamında bir arada olamadığımız kesimleri asla kastetmediğimiz çok açıktır. Çünkü, bu çevrelerle, çok daha kapsamlı bir program kapsamında buluşmanın zaten çok doğal, zorunlu ve olanaklı olduğuna inanıyoruz) ya da topluluklara göre çok daha yüksektir.
Bu nedenlerle ve burada değinilmeyen tüm diğer nedenlerden ötürü TÜRÇEP olarak bu adımların atılmasının bir gereklilik ve adeta bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda yukarıda belirtmeye çalıştığımız bu gerekçeler kapsamında;
Doğa ile barışık bir yaşamın, farklıların biraradalığı temelinde inşa edilmesine katkı sunmayı kurumsal olarak bir görev ve sorumluluk olarak tanımlamış olan TÜRÇEP’in önümüzdeki sürece ilişkin çalışmalarına rehber olacak yol haritası ile 2021-2023 dönemi içerecek kısa ve orta vadeli eylem planı taslağı yukarıdaki tespit ve değerlendirmeler kapsamında tanımlanarak planlanmıştır.
TÜRÇEP YÜRÜTME GRUBU